Biyografi linkin bir menü değil dükkân olmalı. Türk alıcı linke basınca ne arıyor, ilk ekranda ne durmalı ve neyi silsen hiçbir şey kaybetmezsin.
Sailo team11 dk okuma
«Link biyoda» yazdın. Kişi profiline girdi, linke bastı, karşısına yedi düğme çıktı. WhatsApp, katalog, ikinci hesap, bir form, e-posta, geçen seneden kalma bir kampanya, bir de nedense Spotify. Geri tuşuna bastı.
Biyografi linkin bir menü değil, dükkânın kendisi olmalı. Linkin açtığı sayfa şu üç soruyu kimse kaydırmadan cevaplıyorsa iş görüyor: ne satıyorsun, kaça, nasıl alıyorum. Üçünden biri için bir tık daha gerekiyorsa, alıcı o soruyu senden çıkarak cevaplıyor.
Selin İstanbul Beşiktaş'ta seçki vintage giyim satıyor. Ortalama parça 450 ₺, ve neredeyse her üründen tek adet var, yani sayfası bir katalogdan çok bir vitrin. Linki altı düğmeli bir bağlantı ağacıyken ayda dokuz sipariş alıyordu. Sayfayı değiştirdikten sonra ne olduğu, rakamlarıyla, aşağıda duruyor.
Bağlantı ağacı bir yere işaret etmek için var. Hiçbir zaman varılan yer değil. Güzel tasarlanmış olması bunu değiştirmiyor, çünkü sorun estetik değil, sıra.
Her adım insan kaybettiriyor. En pahalısı da alıcıyı rahat olduğu uygulamadan çıkaran adım, çünkü tam o anda insan aslında başka bir şey yapıyor olduğunu hatırlıyor. Metroda, iki çubuk çekerken, ikinci bir siteyi yüklerken. O yükleme ekranında kaybettiğin kişi senin fotoğrafını beğenip profiline kadar gelmiş kişi. Yani zaten elindeki en pahalı kişi.
Türkiye'de bu daha çok acıtıyor, çünkü alıcın aynı akşam senin gibi dört hesabı daha açık tutuyor. İçlerinden biri fiyatı ilk ekranda yazdıysa, senin istediğin o ikinci tıkın karşılığı yok. Keşfin, kararın ve tahsilatın hangisinin nerede durması gerektiğine dair daha geniş anlatım website olmadan Instagram'dan satış yazısında.
Linkin gittiği sayfanın ilk ekranı şunları cevaplamak zorunda.
En çok atlanan üçüncüsü. Alıcı düğmeye basınca ne olacağını bilmiyorsa basmıyor, çünkü aklındaki ihtimal "şimdi bir form dolduracağım" ya da "kart bilgisi isteyecek". Düğmenin altına "WhatsApp'tan açılır, ürün ve adres yazılı gelir" yazdığın anda o belirsizlik kalkıyor. Siparişin sohbete hazır düşmesi meselesinin tamamı WhatsApp'tan sipariş almak yazısında.
O üç soruyu dünyanın her yerindeki alıcı soruyor. Türkiye'de üç tane daha var, ve bunları sayfaya yazmadığın sürece hepsini tek tek DM'de cevaplıyorsun.
Kargo kaç günde geliyor. Alıcın Trendyol'dan ertesi gün teslimat almaya alışmış. Sen ona yetişmek zorunda değilsin, ama bir gün sayısı vermek zorundasın. "3 iş günü içinde kargoda, İstanbul içi ertesi gün" cümlesi, "en kısa sürede" cümlesinden yüz kat iyi. İkincisi bir söz değil, bir kaçamak, ve alıcı bunu okuyor.
Kapıda ödeme var mı. Bazı kategorilerde bu soruya hayır demek konuşmayı bitiriyor. Cevabın hayırsa bile yaz, çünkü yazmadığında o kişi sana soruyor, sen cevaplıyorsun, o gidiyor, ve sen iki mesaj harcamış oluyorsun. Nasıl işlediğini ve reddedilen paketin gerçek maliyetini kapıda ödeme nasıl çalışır yazısında hesapladık.
Taksit var mı. Bu, kargo sorusuyla birlikte gelen iki sorudan biri.
Kargo süresini ve kapıda ödeme cevabını sayfanın en üstüne yazdığın gün DM sayın düşer, sipariş sayın düşmez. Kaybettiğin mesajların hepsi zaten siparişe dönmeyecek mesajlardı.
Taksit alıcının kendi kartından ve kendi bankasından çıkıyor. Senin bir düğmeye basıp açtığın bir şey değil. Satıcı tarafında taksitli satış yapabilmen bankanla ya da bir ödeme kuruluşuyla kurduğun ayrı bir ilişkiye bağlı, ve o ilişki bir katalog sayfasının içinde bulunan bir ayar değil.
Sailo tarafında taksit diye bir özellik yok. Ödeme yöntemlerinin listesi sekiz tane ve liste tam olarak bu: kart, WhatsApp, Telegram, Instagram, e-posta, telefon, banka havalesi, kapıda ödeme.
Yapman gereken şey basit. Sayfaya bir cümle yaz: "Taksit yok. Havale veya kapıda ödeme." Yazmadığın her gün o soruyu kapıda kaybediyorsun, üstelik konuşmanın en kötü yerinde, alıcının çoktan sepeti kafasında toplamış olduğu yerde.
İlk ekranda duracaklar kısa bir liste.
Silinecekler listesi daha uzun ve hiçbirini kaybetmiyorsun. Hakkımızda metni. Kuruluş hikâyesi. Misyon cümlesi. "2019'dan beri sizlerleyiz" satırı, ki bunu okuyan kimse bugüne kadar bir şey satın almadı.
Bir de sayfanın altındaki sosyal medya ikon sırası var. O ikonlar, az önce zar zor sayfaya getirdiğin kişiyi sayfadan geri çıkarıyor. Instagram'dan gelen birine Instagram ikonu göstermenin karşılığı ne olabilir, düşün.
İlk ekrandaki üç fotoğraf sayfanın geri kalanının tamamından daha çok iş yapıyor. Kırk vasat fotoğraf bir sayfayı taşımıyor, altı iyi fotoğraf bir yıl taşıyor. Tek pencereyle nasıl çekildiği telefonla ürün fotoğrafı çekmek yazısında adım adım var.
Hakkımızda'yı sil dedim. Yerine hiçbir şey koyma demedim.
Türkiye'de tanımadığı bir hesaptan alışveriş yapan birinin kafasındaki soru "bu kişi kim" değil. "Bir şey ters giderse ne olacak." Kuruluş hikâyen birinci soruyu cevaplıyor, ve kimse birinci soruyu sormuyor.
O yüzden sayfaya dört satırlık bir güven bloğu koy. Dördü de kısa, dördü de doğru.
Bu dört satır, üç paragraflık bir markalaşma metninin yapamadığı işi yapıyor, ve ilk ekranın altında iki santimlik bir yer kaplıyor.
İlk ekranı ne kadar iyi kurarsan kur, açılmıyorsa yok.
Alıcının önemli bir kısmı sayfanı wifi'de değil mobil veride açıyor, ve çoğu zaman yolda, yürürken ya da sırada beklerken açıyor. Telefonundan çektiğin ham fotoğrafı olduğu gibi yüklüyorsan, o kişiyi bekletiyorsun. Fotoğrafları yüklemeden önce küçült. Ürün görseli için, ekranda kapladığı alanın iki katı çözünürlük fazlasıyla yeterli, ve gözle aradaki farkı göremezsin.
İlk ekrana koyduğun her video, her otomatik oynayan tanıtım, her süslü geçiş aynı bedeli ödetiyor. Bir tanesi bile ilk ekranda durmasın. Aşağıda dursun, orada duran videoyu izleyen kişi zaten ilgilenen kişi.
Fiyatlandırma, fotoğraf, teslimat ve para almak üzerine tek bir e-posta. Reklam yok, dolgu yok.
Linkin üstündeki metnin dört işi var: ne sattığın, kime sattığın, nereden gönderdiğin, ve seni marka değil insan yapan tek bir satır. Instagram bu alanın uzunluğunu zaman zaman değiştiriyor, o yüzden karakter sayısını uygulamada kendin gör.
"Nereden gönderdiğin" kısmını çoğu kişi atlıyor, ve bu Türkiye'de bilgi taşıyan bir satır. "Beşiktaş'tan gönderiyorum" cümlesi aynı anda üç şey söylüyor: kargo ne kadar sürer, elden teslim mümkün mü, ve gerçek bir yerde gerçek bir insan mısın.
Biyografine "Fiyat DM" yazmak bir zamanlar işe yarıyordu. Artık alıcının aynı anda açık dört hesabı var ve senin cevabını bekleyen tek kişi sen değilsin. O cümle bugün fiyatı rakiplerinden gizlemiyor, sadece sırayı sana getirmiyor. Fiyatı yazdığında kaybettiğin konuşmalar zaten siparişe dönmeyecek konuşmalar, ve bu iyi bir şey.
Sailo'da adresin sailo.store/kullaniciadin şeklinde ve kayıt olur olmaz canlı oluyor. Ama hangi platformda olursan ol, o adresin üç yerde ayakta durması lazım: hikâyede sesli söylerken, pazarda karttan okuturken, biri telefonuna yazarken.
Harf harf söylemen gerekiyorsa yanlış seçmişsin.
Türkçe için fazladan bir tuzak var. Kullanıcı adında ş, ı, ğ veya ç karşılığı bir harf geçiyorsa insanlar onu s, i, g, c yazıp yanlış yere düşüyor, ve düşen yerde bir şey yoksa geri gelmiyorlar. Bunu en baştan düşün, çünkü kullanıcı adını sonradan değiştirmek daha önce paylaştığın bütün linkleri kırıyor. Hikâye arşivin, gönderi altındaki cevapların, kartvizitin, hepsi.
Hikâyede ürünün adını söylüyorsun, linkin adını değil. "Linke tıkla" Türkçe e-ticaretin en zayıf cümlesi, çünkü hiçbir bilgi taşımıyor. "Yeşil olanın adı Fener, linkte" işi yapıyor, çünkü kişi sayfaya bir isimle geliyor ve o ismi arıyor.
Bunun için ürünlerine gerçekten isim vermen gerekiyor. "Ürün 4" diye bir şey aranmaz. İsimsiz ürünler hikâyeden gelen trafiği eritir, ve hikâyeden gelen trafik senin en sıcak trafiğin.
Sıralama basit: en çok satanlar üstte, mevsimlik olanlar ortada, geri kalanlar altta. İlk kez giren biri otuz ürünü gezmiyor. İlk yedi ürünü geziyor, ve o yedisinden birini beğenmezse aşağısını hiç görmüyor.
Tek adetli satıyorsan tükenen ürünü silme. Üstüne "Satıldı" yaz ve dursun. İki sebebi var. Sayfan dolu görünüyor, ki dört ürünlü bir sayfa kapalı dükkân gibi duruyor. Ve satıldı yazan her ürün, senden gerçekten alındığının kanıtı.
Onaylanmış yorumların fiyatın yanında dursun, sayfanın en altında değil. Sailo'da değerlendirmeler her planda var: alıcı adını, 1 ile 5 arası bir puanı ve isterse bir yorumu bırakıyor, ve sen onaylayana kadar hiçbiri görünmüyor. Onay senin elinde olduğu için, sayfaya koyacağın ilk beş yorumu seçme şansın var. Beşi de fiyatı gördükten sonra tereddüt eden birinin sorusunu cevaplasın.
Ücretsiz planda 7 gün istatistik tutuluyor. Pro planında (19 USD/ay veya 180 USD/yıl) bir yıl tutuluyor, ve bunun tek gerçek faydası şu: geçen ağustosla bu ağustosu karşılaştırabiliyorsun. Sessiz bir ağustosun senin hatan mı yoksa herkesin ağustosu mu olduğunu başka türlü bilemiyorsun.
Ama ayda on beş siparişin varsa o ekrandan çıkaracağın hiçbir şey yok. O hacimde sayılar gürültü, ve gürültüye bakarak karar veren insan yanlış şeyi düzeltiyor. Pro'ya geçmene gerek yok. Beş alıcına "beni nereden buldun" diye sor. Cevabı yirmi dakikada alırsın, ve grafikten öğreneceğinden daha doğru olur.
Beşiktaş'taki vintage seçkisine dönelim. Ortalama parça 450 ₺, neredeyse hepsi tek adet.
Önce: biyografide altı düğmeli bir bağlantı ağacı vardı. Düğmelerden biri WhatsApp'a, biri eski bir katalog PDF'ine, biri de artık kullanmadığı ikinci hesabına gidiyordu. Haftada ortalama 34 mesaj alıyordu ve mesajların çoğu aynı üç soruydu: fiyat, kargo kaç gün, kapıda var mı. Ayda dokuz sipariş kapanıyordu.
Sonra: tek sayfa. Üstte üç parça, fiyatlarıyla. Fiyatların hemen altında iki satır: "İstanbul içi ertesi gün, diğer iller 3 iş günü" ve "Havale veya kapıda ödeme. Taksit yok." Satılan parçalar silinmedi, üstlerine satıldı yazıldı. Sosyal medya ikonları kaldırıldı.
| Önce | Sonra | |
|---|---|---|
| Haftalık gelen mesaj | 34 | 12 |
| Aylık sipariş | 9 | 16 |
| Sipariş başına yazışma | 6 mesaj civarı | 2 mesaj |
| Aylık ürün cirosu | 4.050 ₺ | 7.200 ₺ |
Dokuz siparişte 4.050 ₺, on altı siparişte 7.200 ₺. Aradaki 3.150 ₺ için yaptığı tek şey sayfanın sırasını değiştirmekti. Yeni ürün almadı, reklam vermedi, fotoğrafları bile aynı kaldı.
Mesaj sayısının yarıdan aşağı düşmesi kayıp değil. Düşen mesajlar fiyat soranlardı, ve fiyatı sayfada gören insanların bir kısmı sormadan sipariş verdi, bir kısmı da sormadan gitti. İkincisi zaten olacaktı, sadece daha geç ve senin iki mesajını yiyerek olacaktı.
Tek adetli satmanın sayfaya getirdiği fazladan bir yük de var. Selin'in on altı siparişinin üçünde alıcı, o sırada satılmış bir parçayı sordu. Sayfada satıldı yazdığı için üçü de "peki benzeri var mı" diye devam etti, ve ikisi başka parça aldı. Silseydi o üç konuşma hiç başlamayacaktı.
İlk aydaki asıl değişiklik ciro değildi. Selin akşamları telefonun başında oturmayı bıraktı, ve o boşalan saatlerde hafta içi iki kere daha gönderi paylaşabildi. Ciro asıl ondan sonra arttı.
Ücretsiz planda sayfanda bir Sailo rozeti duruyor, 10 ürün sınırı var ve istatistikler 7 gün geriye gidiyor. Rozeti kaldırmak Pro'ya geçmek demek. Yirmi ürün de bedenleri ayrı ürün olarak listeleyen bir giyim satıcısı için hiçbir şey, iki hafta içinde doluyor.
Kart tarafında söylenmesi gereken şey daha net. Sailo'nun kart yöntemi Stripe üzerinde ve sadece Stripe üzerinde çalışıyor, ve Sailo iskontodan sonraki mal bedelinin yüzde 1–3'ini alıyor, kargo ve vergi hariç. Para senin kendi Stripe hesabına düşüyor, hiçbir aşamada Sailo'ya uğramıyor.
Ama para ödemeden önce bakman gereken bir yer var. Kart düğmesinin açılıp açılmayacağı Sailo'da değil, Stripe tarafında belli oluyor, çünkü Stripe'ın senin ülkenden hesap kabul etmesi gerekiyor, ve Stripe'ın ülke listesi zaman içinde değişiyor. Business için ödeme yapmadan önce stripe.com/global adresini kendin aç ve Türkiye'yi orada ara. Sırayı ters kurma.
Manuel yöntemlerde ise parayı sen onaylıyorsun. Havale geldi mi gelmedi mi, bunu Sailo bilemez, çünkü senin bankana bağlı değil. Sadece bankan bilir. Bir siparişi ödendi olarak işaretlediysen, ona sen baktığın içindir, ve tatile gittiğin hafta bunu yapan kimse yok.
Telefonunu al, wifi'yi kapat, mobil veriyle kendi biyografi linkini aç. Kronometre tut. İlk fiyatı görene kadar kaç saniye geçtiğini ve kaç kere tıkladığını yaz bir yere.
Üç saniyenin ve tek tıkın üstündeyse, düzeltilecek şey sayfanın tasarımı değil, sırası. En çok satan üç ürünü en üste al, altlarına fiyatı yaz, fiyatların altına kargo süresini ve ödeme yollarını iki satırda geç, gerisini aşağı it.
Sayfa hazırsa ve hâlâ kimse gelmiyorsa problem sayfada değil. Ziyaretçisi olmayan mükemmel bir sayfa sayfa değil, ve ilk on siparişin nereden geldiği ilk siparişlerini almak yazısının konusu.
Yazan
Sailo team
Tek bağlantı, bütün dükkânın.
Fiyatlandırma, fotoğraf, teslimat ve para almak üzerine tek bir e-posta. Reklam yok, dolgu yok.
Sailo ona sadece bir ön kapı takıyor — insanlar sana yazmadan önce gezsin, karşılaştırsın, fiyatı görsün diye.
Bağlantını alBeta boyunca ücretsiz · Kart gerekmez